Çocuklara ‘Hayata Pozitif Bakabilme’ semineri

Bingöl Valisi Yavuz Selim Köşger’in eşi Fatma Köşger ve Bingöl Belediye Başkanı Yücel Barakazi’nin eşi Pervin Barakazi ile kurum müdürlerinin eşlerinin de katıldığı eğitim seminerinde Sevgi Evleri’ndeki çocuklar için  ‘10 Adımda Hayata Pozitif Bakabilme’ konularında bilgiler verildi.

 

Bingöl Valisi Yavuz Selim Köşger’in eşi Fatma Köşger ve Bingöl Belediye Başkanı Yücel Barakazi’nin eşi Pervin Barakazi öncülüğünde, Sevgi Evleri’ndeki çocuklar için ‘10 Adımda Hayata Pozitif Bakabilme’ semineri düzenlendi.

 

‘Bilinçli Yaşam’ konusunu işleyen Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) Uzman Psikolojik Danışmanı ve Rehber Öğretmeni Mahsum Avcı’nın slayt gösterisi eşliğinde, ‘Kendini tanıma, Empatik Olma, Okul başarısı, Planlı ve programlı çalışmak, Meslek seçimi, Sorun çözme becerisi, Öfke yönetimi, İlişki yönetimi, Sebatkarlık, Uzlaşmacılık ve Tutumlu olmak’ konuları hakkında bilgiler verdi.

 

“EMPATİ, DOĞRU İLETİŞİM KURMAMIZI SAĞLIYOR”

Kişinin kendisini tanımasının önemli olduğunu belirten Avcı, empati ile kişinin muhatabına değer verdiğini ve doğru iletişimin sağlanacağını ifade ederek, “Kendini tanıma kriterlerini bilen bireyin engellere karşı, okul yaşamında, iş yaşamında, insani ilişkilerinde, anne-baba olma sorumluluğunda daha çok başarılı olacağını kaydeden Avcı, “Kendini tanıma; bireyin duygu, düşünce ve davranışlarının farkında olmasıdır. İsteklerimiz, ilgilerimiz, beğenilerimiz, kişilik yapımız, özelliklerimiz, alışkanlıklarımız, tutumlarımız, değerlerimiz, yeteneklerimiz, ailemizin istekleri, ailemizin beklentileri, koşullarımız,  arkadaşlarımız, akademik başarımız,  hayata bakış açımız, hayattan beklentilerimiz, gelecek planlarımız,  hayallerimizdir. Kendini tanıma kriterlerini bilen birey engellere karşı, okul yaşamında, iş yaşamında, insani ilişkilerinde, anne-baba olma sorumluluğunda daha çok başarılı olur. Empati, kişinin; Olaylara karşısındakinin bakış açısıyla bakabilmesi, karşısındaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması,  anladığını karşısındaki kişiye ifade etmesidir. Empati kurmakla bizler karşımızdakine değer verdiğimizi ve onu anladığımızı göstermiş oluyoruz. Böylece karşı tarafı daha iyi tanıyabilme,  karşı tarafın duygularını daha açıklıkla ve samimiyetle ifade etmesini sağlayabilme,  daha anlamlı, yakın ve yardımsever ilişkiler kurmamıza vesile olacaktır” dedi.

 

“DÜZENLİ KİTAP OKUYUN”

Kitap okumanın empati yetisinin gelişimine önemli katkısının olduğunu vurgulayan Avcı, “Doğru yer ve zaman çalışmak, dikkat eksikliğimiz var ise bu problemimizi tez elden çözüme kavuşturmak,  sınav kaygısıyla baş etmeyi öğrenmek. Okul ve sınav başarısı için; beyninizi eğitmeniz gerekiyor. Bunun için; Her gün en az 10 sayfa kitap okumak şarttır. Çünkü düzenli kitap okuyan birinin sıkılması söz konusu olamaz. Evde, otobüste, canınızın sıkıldığını hissettiğiniz bir anda, bir kitabın kapağını açmak sıkıntınızı gidermeye yetecektir. Düzenli olarak kitap okuyan birinin kelime dağarcığı gelişecektir, kitap okumak yaşamaktır. Her kitap size başka hayatlar, başka insanlar, başka karakterler hakkında yeni bakış açıları kazandıracak. Böylece empati yetiniz gelişecek ve çok daha açık fikirli bir insan olacaksınız. Kitap okumak zihinsel ve psikolojik hastalıklardan korur. Yapılan bilimsel araştırmalar düzenli kitap okumanın beyinde yeni nöron bağlantıları oluşturduğunu gösteriyor. Bu da sizin daha zeki bir insan olmanız demektir. Kitap okumak hiç şüphe yok ki, yaratıcılığınızı arttıracaktır. Kitap okumak sizi daha duyarlı bir birey hâline getirecektir Kitap okumak odaklanmanızı güçlendirecektir” diye konuştu.

 

“TV DİKKAT EKSİKLİĞİNE YOL AÇIYOR”

Özellikle küçük çocuklarda TV izlemenin dikkat eksikliğine yol açtığını belirten Avcı, yetişkinler içinde uzun süre TV izlemenin ilerleyen süreçlerde sorun olacağını ifade ederek, “Pediatrics dergisinin Nisan sayısında yer alan bir araştırmaya göre 1-3 yaş arası çocukların televizyona maruz kalmasının, bu çocukların ileride yaşadıkları dikkat sorunları ile direkt bağlantısı mevcut. Araştırmacılar, 3 yaşından önce TV izlenmesinin çocuklarda 7 yaşında dikkat sorunları gelişmesi riskini önemli ölçüde artırdığının ortaya koyulduğunu belirtiyorlar. Araştırmacılar küçük çocuklarda ortalama TV izleme süresindeki her bir saatlik artışın 7 yaşında dikkat sorunu yaşama riskini %10 oranında artırdığını vurguluyorlar. Bu da günde 8 saat TV izleyen 3 yaşından küçük çocukların TV izlemeyen çocuklara kıyasla dikkat sorunları yaşama riskinin %80 oranında daha yüksek olduğu anlamına geliyor. Amerikan Pediatri Akademisi de 2 yaşından küçük çocukların hiç TV izlememesini, daha büyük çocukların ise günde 1-2 saat kaliteli çocuk programları dışında TV izlememesini ve çocukların odasında elektronik medya gereçlerine (TV, bilgisayar, video oyunları gibi) yer verilmemesini tavsiye ediyor. Son yıllarda dikkat eksikliği Hiperaktivite sendromunun neredeyse bir salgın halini aldığı, bu sorunu yaşayan çocukların dinleme, dikkat verme ve bağımsız sorun çözümleme yeteneklerinin düşük olduğu ve bunda da genellikle hızlı, dikkat çekici çocuk programlarındaki artışın etkili olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Yine yapılan araştırmalarda günde 3 saatten fazla televizyon izleyen ve diğer teknolojik araçlarla vakit geçiren yetişkinlerin 45 yaşından sonra Alzheimer hastalığına yakalanma risklerinin izlemeyenlere oranla yüzde 50 daha fazla bulunmuştu” şeklinde konuştu.

 

“BAŞARISIZ İNSAN YOKTUR KAYNAKLARINI KULLANMAYAN İNSANLAR VARDIR”

Planlı ve programlı çalışmanın önemine değinen Avcı, “Belirlediğiniz hedeflere ulaşmak için kesinlikle bir planınızın olması gerekiyor. Rastgele yapılan işler genelde aksar ve sizi yarı yolda bırakır. Planlı ve adım adım ilerlemek çalışmalarınızı doğru ve zamanında bitirmenizi sağlayacaktır. Başarısız insan yoktur kaynaklarını kullanmayan insanlar vardır, insanların en önemli başarı kaynağı ise kendi beyni ve aklıdır. İster günlük, ister aylık, isterseniz de yıllık olsun. Hayatınızda bir hedefin olması ve o hedefe doğru ilerlediğinizin farkında olmanız sizi ruhsal olarak tatmin edeceği gibi yaptığınız işlerde daha başarılı olmanızı da sağlayacaktır. Bir kimsenin çeşitli meslekler arasında en iyi yapabileceğini düşündüğü faaliyetleri içeren ve kendisine en üst düzeyde doyum sağlayacağına inandığı bir mesleğe yönelmesidir. 10 yıl sonra nasıl bir iş, nasıl bir aile, nasıl arkadaşlar, nasıl bir sosyal yaşam, düşlediğimizi şimdiden planlamak mümkündür. Bunun yolu da doğru meslek seçiminden geçer. Yaşamın pek çok anında farklı sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Bu gibi durumlarda, sorunu zihninizde evirip çevirmek yerine çözüme odaklanın. Sorunlar için kendinizi ya da başkalarını suçlamaktan vazgeçin. Sorunlar karşısında arzu ettiğiniz sonuca odaklanın ve buna nasıl ulaşacağınıza kafa yorun. Eğer bir şekilde çözümü olmayan bir sorun ise durumu olduğu gibi kabul edin. Eğer bir çözüm yolu yoksa siz soruna odaklansanız da bir şey değişmeyecek. Hiç değilse kendi enerjinizi negatif duygu ve düşüncelerle boşa harcamamış olursunu” dedi.

 

“ÖFKE, BAŞKALARINI KONTROL ETME YOLU DEĞİLDİR”

Öfkenin problem çözme aracı olmadığını vurgulayan Avcı, “Öfke etrafımızda algıladığımız, etrafımızda olup bitenlere verdiğimiz karşılığın bir parçası olarak kendi yarattığımız bir duygudur. Bir öç alma veya intikam yolu değildir. Başkalarını suçlama biçimi değildir. Şiddet gösterme veya suç işlemek için bir neden değildir. Başkalarını kontrol etme yolu değildir. Bir haklı olma yolu değildir. Öfkenle yüzleş ondan kaçma. Öfkenin altındaki duyguları anlamaya çalış. Kendi kendinizi sakinleştirmeye yönelik egzersizleri düzenli yapın. Kendinize sizi sakinleştirecek cümleler söyleyin. Derin nefes alın, nabız atışlarınızı ve nefesinizi kontrol altına almaya çalışın. Öfke duygusuna evet ama bu duyguyla davranmaya hayır, bağırmayın vurmayın. Kendinize zaman tanıyın eğer mümkün ise kendinizi öfkeli olduğunuz ortamdan hemen uzaklaştırın ve sorunla ancak kontrolünüzü yeniden kazandığınızda uğraşın. Problemi açığa kavuşturmaya çalışın ve çözümü aramaya odaklanın. Çevrenizdekileri öfkelendiğinize dair bilgilendirin kişisel saldırılara cevap vermeyin” diye konuştu.

 

“İSRAFTAN KAÇININ”

Avcı, “İnsan sorumluluğu arttıkça, etki alanına bağlı olarak, çok farklı kesimlerle ilişki kurmak zorunda kalır. Bütün bu ilişkilerini “yönetebilme becerisi” onun etki alanını verimli bir şekilde genişletmesine veya verimsiz ve tutarsız ilişkiler içinde kalarak etki alanını daraltmasına sebep olur. Başarılı olmanın, engelleri aşmanın, amaca ve hedefe ulaşmanın birinci anahtarı sebatkarlıktır. Sebatkârlığın içinde olmaması gereken öğrenilmiş çaresizliktir. Kişiler birbiriyle etkileşime girdiklerinde farklı düşüncelerin, farklı bakış açılarının ve farklı beklentilerin ortaya çıkması sonucu problem yaşaması ve bunun sonucunda kişiler ya da gruplar arasında çatışmaların ortaya çıkması da son derece doğaldır. Kişilerarası iletişimin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için önemli olan, ortaya çıkan çatışmayı etkili bir biçimde yönetmek ve bir sonuca bağlamaktır. Bu duruma da uzlaşmacılık denir. İsraftan kaçınmak özellikle beyin ve akıl israfından kaçınmak başarı ve gelecek için hem önemli hem de gereklidir” şeklinde konuştu.

 

SEMİNERE KATILANLARA TEŞEKKÜR

Program sonunda değerlendirmelerde bulunan Bingöl Belediye Başkanı Yücel Barakazi’nin eşi Pervin Barakazi, “Sevgi Evleri’de kalan çocuklarımız için ‘10 Adımda Hayata Pozitif Bakabilme’ konularında seminer düzenledik. Çocuklarımızın hem programlı hem de çözüme odaklanan bireyler olması için bu etkinliği düzenledik. Programa katılan katılımcılara ve Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) Uzman Psikolojik Danışmanı ve Rehber Öğretmeni Mahsum Avcı’ya çok teşekkür ediyoruz” dedi.

 

Anket

Yeni sitemizi beğendiniz mi ?

Evet
Hayır
Normal